Yavaş Şehirler


Bugün size "Yavaş Hareketi"nden bahsedecektim. Ama konunun kapsamı tek yazıya sığacak durumda değil. Aceleye gelecek bir konu da değil. Dolayısıyla bu hareketin daha spesifik bir bölümünü anlatacağım.

1986'da Roma'da ünlü İspanyol Basamakları Meydanı'nda bir fast food dükkânı açılır. Birçok kanaat önderi ve esnaf, İtalya gibi mutfağıyla gurur duyan bir ülkenin kalbinde, dünyanın her yerinde bulabileceğiniz böyle bir dükkânın açılmasına karşı çıkar. Tepkiler sonuç verir, dükkân kapanır.


Bu zafer, "Slow Food"u (Fast Food'a karşı yavaş yemek!), bugün 150 ülkede 100 binden fazla üyesi olan bir sivil toplum örgütü haline getirir.


Yemek kavramının karın doyurmakla sınırlı olmadığını, yemek yemenin tohum aşamasından sunumuna kadar iyi, temiz ve adil olması gerektiğini savunuyor Slow Food Hareketi.


Hareketin doğumundan 13 yıl sonra, felsefesinin kentlere uygulanmasıyla Cittaslow Birliği kuruldu. Kelime kökeni, İtalyanca "Citta (Şehir)" ve İngilizce "Slow (Yavaş)" kelimelerinin birleşmesiyle türetilen Cittaslow"Sakin Şehir" anlamında kullanılmakta. 1999'da Greve in Chianti Belediye Başkanı Paolo Saturnini önderliğinde üç belediye başkanı tarafından kurulan Cittaslow Birliği 'yavaş' felsefesine ve kendi özelliklerine sahip çıkan kentlerin bir araya geldiği bir birlik halini alıyor. 


Cittaslow yönetimi birliğin "yavaş" kimliğinin bozulmaması için yeni üyelerin gerçekleştirmesi gereken 59 adet kriter belirliyor. Cittaslow kavramı, küreselleşmenin getirdiği sıradanlaştırmaya karşı gelen kentlerin kendi değerlerine sahip çıkarak kalkınmasını öngörüyor. Kentlerin yerel yemeklerine, esnafına, kendi gelenek, görenek ve tarihine sahip çıkmasını ve onları koruyarak dünya üzerinde diğer milyonlarca kentten farklı bir noktada bulunmasını ön plana çıkarıyor.


Cittaslow, sadece kentin tarihsel zenginliklerine sahip çıkmayı değil, bilim ve teknolojiyi kent kalkınmasında en yaygın şekilde kullanmayı, yönetime katılımı en geniş ve demokratik formlarda gerçekleştirmeyi, bütün bunları gerçekleştirirken, doğayı ve çevreyi korumayı gerektiriyor.


Türkiye'deki "yavaş şehir" unvanını alan yerler şu an 9 tane:


  • Akyaka, Muğla
  • Gökçeada, Çanakkale
  • Seferihisar, İzmir
  • Taraklı, Sakarya
  • Yenipazar, Aydın
  • Yalvaç, Isparta
  • Perşembe, Ordu
  • Vize, Kırklareli
  • Halfeti, Şanlıurfa

Bu konular üzerine daha çok şey yazmayı düşünüyorum ileride. Şimdilik Türkiye'de de uluslararası bazı kriterleri karşılayan, az nüfuslu, kirlilikten uzak, yerel yiyeceklerin, el emeği üretimin ön planda olduğu kasabaları tanımış oldunuz. Yavaş yaşamak demek anın tadını çıkarmak demek. Belki araştırıp "emeklilikten sonra yerleşilecek kasaba" hayalinizi buralardan seçersiniz...


17 yorum :

  1. Ne kadar yavaş o kadar iyi. Türk kahvesi pişirirken bile kısık ateşe alıyoruz ki yavaş pişsin, iyi demlensin...

    YanıtlaSil
  2. Yavaş hareketinin yemekten çıktığını bilmiyordum sadece yaşantıyla alakalı olduğunu düşünmüştüm bilgi için teşekkür ederim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de bilmiyordum, öğrenmiş olduk :)

      Sil
  3. Yavaş yavaş yemek, benim hiç uygulayamadığım bir şey, paylaşım için teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yavaş yaptığınız her şeyden daha fazla keyif alıyorsunuz...

      Sil
  4. Acele yapılan hiç birşey güzel olmaz ya o misal..
    Çok güzel bir paylaşımdı .
    Emeğine sağlık :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şu yavaş semtlerden birine gitmek istiyorum bi ara. Teşekkür ederim.

      Sil
  5. Valla ilk kez duydum o yüzden teşekkür ediyorum bilgilendirdiğin için, fastfood denen şey zaten çok zararlı, göbiş yapıyor insanı, benim yeğenim öyle beslene beslene daha genç yaşında göbiş sahibi oldu:)))hiç yerini tutar mı şöyle sıcacık ev yemeklerinin? Güzel soslu makarnanın? Ama öğrencisyen, çalışıyorsan mecburiyetten çabuk yiyeceksin:( zaten o yüzden icat edilmedi mi bu meret?:( malum ihtiyaçlar icatların anasıdır...:(
    selamlar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hızlı yaşamaya niye mecbursak artık bilemiyorum. Teşekkürler Müjde Ablacım.

      Sil
  6. Merhaba,
    Blogunuzu çok beğendim ve sizi takibe aldım.
    Bende bloguma beklerim.
    Sevgiler,
    http://hayatimakyajla.blogspot.com.tr/

    YanıtlaSil
  7. Aslında anlatılmak istenen, kentin yerel dokusunu ve de kültürünü vahşi kapitalizme vermemek. Sağlıklı ve hümanist bir yaşam modeli oluşturmaktır. Sevgilerimle.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok haklısın, zaten her şey tekelleşmeye doğru gidiyor.

      Sil
  8. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  9. İlk defa duydum desteklenesi bir hareketmiş.. Bilgilendirme için Teşekkürler..
    Bu arada bloğunuzu yeni keşfettim, Takipteyim artık ;)

    YanıtlaSil