Ben Bir Bulutum

Ben bir bulutum. Yeryüzündeki suların meydana getirdiği. Gökte toplandım. Zamanla büyükçe bir bulut oldum. Sonra rüzgar beni biraz batıya savurdu.

Vardığım yerde, herkes birbirine saygı duyuyordu. Zengindiler, mutluydular... Fakat sanırım sadece birbirlerine özen gösteriyorlardı. Rüzgarla birlikte güneye gidince anladım bunu.


Burada, kuzeydeki insanların zarif boyunlarında, ince bileklerinde gördüğüm parlak taşları çıkaran, sabahtan akşama kadar kara kıtaya vuran yakıcı güneşin ve başlarında bekleyen silahlı bekçilerinin altında evlerine yiyecek birkaç şey götürebilmek için kaslı kollarıyla toprağı karıştıran insanları izledim. Sonra bu parlak taşlar gemilere yüklenip, az önce geldiğim yere, kuzeye doğru yola çıkıyorlardı. Temiz su bulmak umuduyla saatlerce yalın ayak yürüyen ve sonunda ulaştıkları kuyuda kalan son bir kova suyu, almak için birbirleri ile çekişirken döken çocukları  ve çatlamış toprağın yarıklarından gezegenin merkezine doğru yavaşça akan ve biraz sonra artacak olan ısı nedeniyle buharlaşıp yanıma gelecek olan suyu izledim. 


Acaba sıcaklık mı etkiliydi bu bölgenin kaderi üzerinde? Çünkü ben bile yeryüzünün ırmaklarında akan bir su iken durgun bir göle ulaşınca sıcağın etkisiyle buharlaşıp gökyüzüne çıktım. Yani ancak göğün soğuk katmanlarına varınca düzenli hale gelip, olgunlaşıp bir bulut oldum.


Bir şehrin üzerinde durdum. Burada insanlar birbirlerine karşı öfke içindeydiler. Güne bir patlamayla başlıyor, neden ve niçin olduğunu anlamadan ölüyorlardı. Kendi kendilerini yiyip bitiriyorlardı. Birkaç gün önce sokakta bulduğu tahta parçasıyla, beraber oynadıkları arkadaşının, birkaç gün sonra öldüğü patlamadan geriye kalan plastik yada metal parçalarıyla oynamasın diye sadece o minik çocuğun gökyüzüne baktığı bir anda hiçbir zaman elde edemeyeceği oyuncaklara benzer şekillere büründüm.






Ben istemesem de rüzgar beni tekrar batıya götürdü. Bu sefer oldukça yeşil, uçsuz bucaksız ormanlarının üzerinde benim gibi birçok bulutun dolaştığı bir yere geldim. Yemyeşil ormanın ortasındaki gri açıklığı, sonra biraz dikkatli bakınca, şimdiden yapılmış olan birkaç binayı, ağaçları hızla ve acımadan kesen çaresiz işçileri ve şehre doğru giden yolu gördüm.


Esen rüzgarla savruldum. Okyanuslarda sürüklendim. Ovalardan, vadilerden geçtim. Dağların, tepelerin üzerinden aştım.


Sonra, gece vardığım, iki kıtanın buluştuğu bir şehirde bir sis olarak, küçük hesaplar yapan öfkeli insanların üstüne çöktüm. Pis kokulu sokaklarını doldurdum. Öyle yoğunlaştım ki burada göz gözü görmüyordu. Ufak mahallelerinde dönen dolapların üstünü sardım. Sokak lambalarının altında yapılacak pazarlıklar yapılamadı. Arka sokaklarda öldürülecek birkaç masum kişi, birkaç saat daha yaşadı. Çocuklar evlerine daha erken döndü. İnsanlar sokağa çıkmak yerine evlerinde birlikte vakit geçirdi. Bir asırlık ahşap evi yakmak için bekleyen kundakçıların ve çok önceden belirlediği eve girecek olan genç hırsızın da işleri aksadı.


Güneşin doğuşuyla beraber, sabah, bu kentten yavaşça çekildim. Başka bir buluta karışıp yağmur olarak yeryüzüne inince dün sokaklarını kapladığım bu şehrin, bu sefer apartmanlarının çatı oluklarından akarak denize döküldüm.






7 yorum :

  1. Çok etkilendim kalemine sağlık... Sevgiler....

    YanıtlaSil
  2. küçük hesaplar yapan öfkeli insanların üstüne çöktüm.

    bir daha o öfkeli insanlara yakın olma tamam mı,çok kötü onlar...

    çok güzel bir yazıydı,keyifle okudum :) sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öfkeli insanlar her yerde :D Güzel düşüncelerin için teşekkürler.

      Sil
  3. çok etkileyici bu yaa...
    aslında öfke kontrolü gerekir ki hep :)

    YanıtlaSil
  4. Pek keyifli olmuş. Eline sağlık.

    YanıtlaSil