Haylazlıklar ve Gülücükler

Angel Boligan'ın harika karikatürlerinden biri
Çocukluğumu hatırlıyorum. Oturduğumuz sitenin az ötesinde kendi ineklerini besleyip, sütünü satarak hayatını kazanan sütçünün, bagajına yüklediği bir kaç güğüm ile sokaklardan yavaş yavaş geçtiği Toros'u bizim bloğun önünde durur, ben sokakta oynarken, onun yukarı çıkıp babaannemin getirdiği tasa sütü dolduruşunu bir yandan hayal eder, bir yandan da "Taso"larımla oynamaya devam ederdim. Güneş batarken sulanan sitenin bahçesindeki fıskiyelerin altında ıslanmayı, sonra da o ıslak bölgede yüzeye çıkan solucanları merakla didiklerken, acıyla tostop olan solucanın kıvrılışını hayretle izlerdim.

Yaz gecelerinde balkonlarda oturan insanların, ilk önce tabak çanak şıkırtılarını duyar, zaman geçtikçe sessizleşen ve sönen ışıklarla beraber kararan bahçede, arada tek tük gelen kahkaha sesleriyle, o sırada karanlık koridordan cesaretle geçip vardığım küçük ve karanlık balkonda olan ben, irkilir ve biraz da o an o sohbet ortamında olmak istediğimi anlardım. Bazen yağmurdan sonra bütün güzelliğiyle kokan çim ve toprak kokusunu sevinçle duyarak, henüz kimsenin inmediği bahçede tek başıma yürür ve ellerimle dokunarak yürüdüğüm ağaç gövdeleri arasından geçerken hayaller kurar, sıkılırsam arkadaşlarımın oturduğu dairelerin pencerelerine bakar ve acıkır da eve gitmeye üşenirsem küçük dut ağacının altına girip daha olgunlaşmamış dutları iştahla yerdim. Yazın gelişiyle, bahçeyi bir uçtan bir uca kaplayan papatyaları toplayarak, çardakta oturan annelere götürür, onlara taç yapmaları için gereken malzemeyi vermiş ve kimin bu konuda daha yetenekli olduğu ile ilgili aralarındaki gizli yarışı başlatmış olur, daha sonra biz, sokaktan bulduğumuz içi boş pet şişelere doldurmak için, bahçede uçuşan kelebeklerin peşine düşerdik.


Sabah aceleyle yapılan kahvaltıyla beraber, gece havanın kararışına kadar, yorulmak nedir bilmeksizin koşturup oynadığımız bahçeyi ve bu sık ağaçlı bahçede ağaçların arasında bulduğumuz küçük sığınaklara girip konuştuklarımızı, sokaklarda yaptığımız bisiklet yarışlarını, karşıdaki boş arazide yaptığımız futbol maçlarını, ekranda dönen kliplerden şarkıları ezberledikten sonra bahçeye indiğimde benzer şekilde aynı kanalı izlemiş ve aynı şarkıları ezberlemiş olduğum arkadaşlarımla birlikte söylediğimiz nakaratları, bir yerden bir şekilde fakat nasıl bulduğumuzu hala çözemediğim tebeşirle çizdiğimiz ve sokakları boydan boya kaplayan sek sek'ten sıkıldıktan ve biraz tebeşir arttıktan sonra, doğuştan sahip olduğum çizim yeteneğimle, yaptığımız bütün resim yarışmalarını kazanışımı, sitenin bir ucundaki bakkaldan aldığımız futbolcu kartları, cips ve dondurmalarla geçen saatleri çok iyi hatırlıyorum. İşte böyle arada, bu güzel çocukluk yıllarımı özlem, hüzün ve hafif bir tebessüm ile düşünürüm.

2000'lerin başından itibaren değişen hayatlarımızı, beton yığını haline gelen kentleri, gelişen teknolojiyle beraber eve kapanan, anne babasının oturduğu küçük dairede, şimdi tabletindeki sanal çiftliğinde koşturup oynayan, hayvanları seven ve biraz büyüyünce hayatını ev ile okul arasında geçirecek olan çocukları görünce 90'larda doğduğum için kendimi şanslı hissediyorum.

Haylazlıklar ve gülücükler, sanırım çocukluğu özetleyen en iyi iki kelime bu.


17 yorum :

  1. Ne güzel anlatmışsın çocukluğuna olan özlemini, kalemine sağlık..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şimdiden bir özlem var, evet. Teşekkür ederim

      Sil
  2. ah ne güzel yazmışsın, yazlık evimiz geldi aklıma:) Ama ben de gece çok geç saatlerdeki gürültülü konuşma ve kahkahalara uyuz olurdum:)

    YanıtlaSil
  3. yazını yayınladım canım:)
    http://belgin-ce.blogspot.com.tr/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler Belgin Abla, sayende yazıyı okuyan bayağı kişi oldu. Bu arada benden yaşça büyüksünüz ama yazdıklarım neredeyse okuyanlar için de geçerli gibi. Bu da 90'lara kadar ayrı ve 2000'lerden sonra ayrı bir dönem yaşadığımızı gösteriyor bence. En azından çocuklar için.

      Sil
    2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    3. Belgin ablayla aynı yazıyı yayınlayacağız desene :))) demiştim ama sildim haha şimdi tekrar yazdım :)) çok güzel bir yazı olmuş eline sağlık :))

      Sil
    4. Yok Belgin Abla, yayınlanmış yazı istemedi :D Teşekkür ederim.

      Sil
    5. küstüm :)) bana niye sıfırdan yazmadın şaka bi yana kendi yazımı düzelteyim sıfırdan yazın diiiim ^.^

      Sil
    6. Sıfırdan yaz dememiştin :D Çok da önemli değil ya

      Sil
    7. :)) evet aslında önemli olan bloğu duyurmak zaten

      Sil
  4. Ne kadar istesem de gelmiyor o çocukluğum geri :)

    YanıtlaSil
  5. Merhaba, yazınızı ve dolayısıyla blogunuzu sevgili Hazel'den öğrendim. Onun blogunda okudum bu samimi, sıcacık hatıralarınızı. Ben 90'larda çocuk değildim ama 90'larda çocukluk neymiş gayet güzel hissettirdiniz. Elinize sağlık.
    Sevgiler:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hazel destek oluyor gerçekten sağolsun. Bu yazı gibi dili ağır kısmen uzun diyebileceğimiz yazıların, okunup sevilmesi beni mutlu ediyor. İnternette pek rastlanılan bir durum değil. Dolayısıyla bu tarz yazılarıma devam edeceğim. Teşekkür ederim :)

      Sil
  6. Ağzına sağlık sabah sabah güzel anılarımı anımsattın... Bizim yaşımızdakiler şanslıydı valla kim ne derse desin :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler Esra, gerçekten de son şanslı çocuklardanız :)

      Sil