Hayatımı Değiştiren 4 Film

Ezelden beri sanat filmlerine meraklıyımdır. Yurt dışındaki sanat filmlerini takip etmek oldukça zor olduğundan bu konuda, popüler sinemamızın aksine oldukça iyi filmler çıkartan sanat sinemamızı lise çağlarımdan beri takip ediyorum. (Ayrı bir yazıda bu konuya değineceğim.) Fakat sanat filmleri "genel"den bahsetmez. Daha detaycıdır. Ayrıntı ön plandadır. Dolayısıyla anlam arayışındaki gençler için bazı kült ve tabiatıyla popüler olmuş filmler ilk başta izlenmelidir diye düşünüyorum.

Nasıl ki bana göre, ortaokulda arkadaş özentisiyle aldığı saçma sapan "Bestseller" kitaplar yerine, olabildiğince erken yaşta "Dünya Klasikleri"ni bitirip, ondan sonra edebiyatın derinliklerine yol almak gerekiyorsa, sinema için de önce kült filmleri izleyip bazı şeyleri kavradıktan, bu filmlerin bize katkılarını özümsedikten sonra "5 bin" kişinin izlediği filmlere geçiş yapmalıyız. 


Sanırım ben sanat filmlerine daha önceden giriş yapmıştım. Lise yıllarımda kendimin bu kült film açığını bir nebze kapattım diyebilirim. Şimdi sanat filmlerinin ayrıntılarında boğulmayı ve aslında soyut olan bu filmlerden kişisel anlamlar çıkarmayı beceriyorum. Fakat ilginç bir şekilde bu popüler filmler benim için başlangıç noktalarından biri oldu, onaylasam da onaylamasam da bakış açımı genişletti ve zenginleştirdi. Aradan uzun zaman geçti bu filmleri izleyeli. Dolayısıyla detaylı bir analiz yapmak pek mümkün değil. Hayatın anlamını bulduğumu da iddaa etmiyorum tabii ki. Fakat hayatımda iz bırakan köşelerini buraya not düşmek istiyorum.

American Beauty


Yandaki poşeti hatırladınız mı? Amerikan Güzeli, çok ilginç ve zengin bir filmdir. Kevin Spacey'nin müthiş oyunculuğu bir yana, değindiği birçok konunun hakkını vermiştir. Fakat, birçok insan gibi, beni filmde en çok etkileyen sahne unutulmaz poşet sahnesiydi. Ekranda rüzgarla savrulan beyaz poşeti izlerken şu sözleri duyuyorduk:
İşte o gün fark ettim. Her şeyin ardında hayat vardı. Ve iyilik dolu inanılmaz bir güç... Korkmak için hiç bir neden olmadığına inanmamı istiyordu. Hem de hiç. Bazen o kadar güzellik var ki dünyada, dayanamayacağımı hissediyorum...
Şimdi nerede savrulan bir poşet görsem, sahneyi hatırlarım ve bu sözler üzerine düşünürüm. Gerçekten unutulacak gibi bir sahne değil.


Matrix


Üzerine tezler yazılmış, efsane bir film. Aslında genel olarak Matrix serisi de diyebiliriz. Bu film ilk izleyişinde hangimizi afallatmadı, hangimizin ufkunu genişletmedi ki? Etkileri günümüzde de fazlasıyla süren birçok sahnenin yanı sıra, filmdeki ince detaylar ve göndermeler, eğer merakla araştırırsanız size yeni ufuklar açacaktır. Sinema teknolojisi açısından getirdiği yenilikleri bir yana bırakın, içerdiği konular ile de adeta devrim yapmıştır. Derininde oldukça felsefik bir filmdir. Morpheus'un şu sözlerini hepimiz biliriz:
Gerçeği nasıl tanımlarsın? Eğer hissedebildiğin şeylerden bahsediyorsan, koklayabildiğin, tadabildiğin ve görebildiğin, o zaman gerçek, basitçe beynine iletilen elektronik sinyalleridir. 
Fakat filmde beni en çok etkileyen şey Cypher karakterinin davranışlarıydı. "Bu bifteğin var olmadığını biliyorum. Bunu ağzıma koyduğumda Matrix'in beynime bunun sulu ve lezzetli olduğunu söylediğini biliyorum. Cehalet mutluluktur." sözleri, sistemin değişmesini istememesi, gerçeklere göz yumması bir nevi kandırılmak istemesi... Aslında bu mesaj yine beğendiğim ve popüler sinemanın en yeni kültlerinden birisi olan "The Prestige"de de şöyle belirtiliyordu:
Şimdi sırrı arıyorsunuz... Ama bulamayacaksınız çünkü aslında dikkatle bakmıyorsunuz. Aslında öğrenmek istemiyorsunuz. Aldatılmak istiyorsunuz.
George Orwell'ın 1984'üne de geçen "Bilgisizlik güçtür."e de bir gönderme var tabii.


Fight Club


Yeraltı edebiyatının en önemli yazarlarından Chuck Palahniuk'un aynı adlı eserinden uyarlanan ve belki de en iyi roman uyarlaması filmlerden biri. Kapitalizmin bize emrettiği hayatlarımızı, tüketim toplumu içindeki insan davranışlarını, yer yer, yazarın bugün bile birkaç tanesini bir çırpıda söyleyebileceğimiz aforizmalarını katarak, bütün film boyunca sorguladığından, özel bir sahneyi ayıramıyorum kenara. Şaşırtan finali ile birlikte, Matrix gibi kompleks ve çok iyi bir film. 

American History X


Edward Norton'ın oyunculukta zirve yaptığı, yine efsane bir film. Film kısaca şöyle özetlenir sanırım: İlk başta dizginlenemez bir öfke ve kinle yaşayan ırkçı bir kişilik, hapse girip çıktıktan sonra fikirleri değişen, kendisine özenen kardeşini de bu bataktan çıkarmaya çalışan bir insana dönüşüyor. Peki bu dönüşüm nasıl oluyor? Aslında büyük ölçüde, gerçekten de hayatınızı değiştirebilecek güçteki şu diyalogla: 

-Bir zamanlar ben de herkes gibi, herkesi her şeyi suçluyordum. Çektiğim tüm sıkıntılardan, acılardan, başıma gelenlerden, yakınlarımın başına gelenlerden ötürü herkesi suçlardım. Beyazları suçlardım, toplumu suçlardım, Tanrıyı suçlardım... Cevap bulamadım. Çünkü yanlış soruları soruyordum. Doğru soruyu sormalısın.
-Ne gibi?
-Bu güne kadar yaptıkların sana daha iyi bir yaşam sundu mu?


Dediğim gibi, izlediğim tüm filmler bir yana en çok bu 4 film, benim için temel olmuştur. İzlemediyseniz şiddetle tavsiye ediyorum. Dolaylı da olsa hayatıma olan etkilerini başka bir yazıda yazmayı planlıyorum.

9 yorum :

  1. Cypher sahnesini bende çok beğeniyorum. Fight Club'ı sinema sever olup izlemeyen bir ben varım sanırım artık izlemenin zamanı geldi sanırım çok geç kalmış olsamda...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yapma bunu Hazel, en yakın zamanda izlemelisin. Değerlendirmeni de blogunda okurum umarım.

      Sil
  2. matrix fight clup american history x iyi filmler. x'de edward norton nefis değil mi. iyi oyuncu. ama biraz sert bir film. fight clup da sert ve karanlık. matrix de öyle. iyi filmler. ama işte amerikan sineması. popüler sinema yani. avrupa sanat sineması gibi değil.

    amerikan güzeli ise amerikan filmi olmakla beraber onda avrupa filmi havası var. amerikan filmlerinin iyi olanlarında avrupa havası olur zaten. amerikan güzeli benim de en iyi filmler listeme giriyor. bak o dönemin bir filmi daha var. magnolia. :) o poşet sahnesini ben de unutamam.

    bende de bir çok sinema yazısı var blogumda. film listelerim de var. eğer çok izlemediysen bence fransız ispanyol italyan sinemasına ağırlık verebilirsin kii :) bir de listemdekilere bak arada işte.

    iyi film izlemek için amerikan sinemasından uzak durmalıı :)

    YanıtlaSil
  3. Magnolia bilgisayarda duruyor, iyi olduğunu duymuştum, en kısa zamanda izleyeceğim. Dediğim gibi Avrupa Sineması'nı takip etmek kolay değil. Ama Türk Sanat Sineması da hiç fena olmadığına göre onlarla idare ediyorum.

    Tabii her Amerikan filmini popüler sinema sınıfına sokarak ya da her popüler filme sanat filmi değil diye ön yargılı bakmamak lazım. Popülerlik ve sanat da yeri geldiğinde birlikte olabilir. Gerçi senin de En iyi filmler listende bayağı Amerikan filmi var :)

    YanıtlaSil
  4. avrupa sineması. haklısın. film bulmak kolay değil. türk sineması çok iyi artık yaa. amerikan sineması evet tabii ki haklısın. örneğin jim jarmusch filmini yazdım geçen gün. sadece aşıklar hayatta kalır. jarmusch allen. bunlar çok amerikan film çevirmiyolar zaten. popülerlik ve sanat bir arada olabilir doğru. kieslowski gibi. bayılırım ona.

    benim iki listem var. orda ilk listede 13 ikincide 6 film var. toplam 19. 4 filme 4 verdim. moonrise kingdom (ki bu filme hastayım), siyah kuğu, pariste gece yarısı,çömez acemi şansı. wes anderson, darren aronofsky woody allen. bence bu yönetmenler zaten amerikan sineması tarzı değiller. avrupa sinemasına yakın amerikalı yönetmenler iyi oluyor bence :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Moonrise'a ben de hastayım. Masal gibi film. Paris'te Gece Yarısı da ayrı bir şaheser. Beğenilerimiz benziyor deep :)

      Sil
  5. dovus klubu ıle amerıkan hıstory x bence Kült olmus fılmler zaten.

    YanıtlaSil
  6. Danimarka ve ispanya filmlerini izleyin mutlaka. Seversiniz. Cok orjinal senaryolar var.

    YanıtlaSil