Kalbur Üstü Bir Film, Fakat Daha Ötesi Değil

Sinema anlamında bazı seneler vardır, yıllarca konuşacağımız birçok film gelir o seneye sıkışır, örneğin "Esaretin Bedeli"nin "Forest Gump" yüzünden tek bir Oscar bile alamadığı 1994 senesi gibi. Veya 1998'de "Aşık Sheakspare" yüzünden, "Er Ryan'ı Kurtarmak" ya da "Hayat Güzeldir" gibi filmlerin En İyi Film Oscar'ını alamaması gibi. 

Bazen de öyle seneler gelir ki Oscar'a aday bile olamayacak filmlerin çekilmesi sebebiyle, vasat bir film büyük ödülü götürür. Bana göre 86. Oscar Ödülleri de böyle bir seneye denk geldi.


12 Yıllık Esaret için, şimdiye kadar okuduğum bütün kritikler filmi göklere çıkarmıştı. Belki de ben fazla bir beklenti içine girdim film için. En İyi Film, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ve En İyi Uyarlama Senaryo dallarında 3 oscar aldı. Fakat benim için sadece kalbur üstü bir film, daha ötesi değil.

Film, New York'ta özgür bir siyahi olarak doğmuş olan ve 1841 yılında kaçırılıp köle olarak satılan Solomon Northup'un 12 yıl boyunca köle olarak geçirdiği yaşamını anlatıyor. Gerçekte de Northup'un hayat hikayesi bu ve Northup'un 1853'te aynı isimle yazdığı bir anı kitabı var. Film bu kitaptan uyarlama.

Benim için filmin en başarılı bulduğum yönü kostümler oldu. Şimdiye dek izlediğim filmler içerisinde döneminin kıyafetlerini oldukça gerçekçi bir şekilde yansıtıyor. Bunun dışında set ve planlar da harika, görsel açıdan oldukça başarılı ve görüntü yönetimi iyi bir film. 

Gelelim filmin eleştirdiğim yönlerine. En İyi Film Oscar'ı yukarı da bahsettiğim kriterler için verilmemeli, verilmiyor da. Ama Akademi'nin verdiği kararları anlamak bazen güç oluyor. Aslında verdiği kararlarla da kısmen çelişti bana göre. Film ne En İyi Yönetmen, ne de En İyi Erkek ya da  En İyi Kadın Oyuncu Oscarı'nı alamadı.


Solomon'a ne olduğunu anlamadan kendisini köle olarak görmeye başlıyoruz. Solomon'un özgür geçmişi çok kısa bir süre ve hiç detay vermeden geçiştiriliyor. Bu ilginç bir durum. Daha sonra arazi sahiplerinin elinde çiftlik çiftlik gezen Solomon'u izlerken bir yandan da siyahi insanların çektikleri sıkıntıları izliyoruz. Özgür bir adam iken kandırılıp köle olarak satılan Solomon, en sonunda birden Solomon'un özgür bir siyahi olduğunu bilen eski bir dostunun gelişiyle, çiftlikten alınıp götürülüyor ve film pat diye bitiveriyor.

Şimdi filmin "ortasını" biraz daha açalım. Filmin en büyük bölümünü kaplayan kısım, Solomon'un da eline düştüğü Edwin Epps'in çiftliğinde geçiyor. Solomon ve diğer köleler burada her türlü şiddete maruz bırakılıyor. Fakat filmin burada düştüğü önemli bir hata var. Edwin Epps karakteri, her halinden anladığımız üzere zaten psikopat ve dengesiz bir karakter. Yani bu adamın yaptıklarının nedeninin, kendi ağzından ifade ettiği üzere " köleleri malı gibi görmesi" değil, psikopatlığıymış gibi bir duygu geçiyor izleyiciye. Edwin Epps karakteri dengesiz ruh hali sebebiyle her davranışta bulunabilir kanımca, beyaz ya da siyahi bir insan farketmez. 

Çünkü Solomon'un düştüğü ilk çiftliğin sahibi olan Sherlock, pardon Ford, Epps'e göre göre kat kat iyi bir tutum sergiliyor. Hatta Solomon'a bir keman bile veriyor. İşte bu da filmin temelini oluşturan şeyin duygu sömürüsü olduğunu kanıtlıyor. Demek ki, Solomon yıllarca Ford'un yanında kalsaydı, tabii ki "kölelik" kavramının iğrençliğini bir yana koyuyorum fakat Epps'e göre ne o işkenceleri çekecek, ne de ruhsal anlamda eziyet edilecekti. En azından karakterlerinden anladığımız kadarıyla Ford'un yapacaklarının Epps'e göre çok daha az olacağını söyleyebilirim. Bu durum da bu film de çekilemeyecekti. 


Solomon'un "Son Akşam Yemeği"


Kimse ekonomiyle ilgili, dinle ilgili birkaç diyalogu göstererek, bu filmin temelini oluşturan şeyin "acıtasyon" olmadığını iddaa etmesin. Bal gibi de bunun üzerine kurulu. Fakat biz bu insanların 1800'lü yıllarda çektiği sıkıntıları zaten biliyoruz, bu konu hakkında birçok kitap okuduk, birçok film izledik. Bu filmin getirdiği bir yenilik yok. Asıl, görece iyi bir çiftlik sahibinin (Ford gibi) yanında çekilen sıkıntılar gösterilseydi filmde, işte o zaman ortaya farklı bir iş çıkardı.

Filmde öne çıkan bir oyunculuk performansı görmediğimi bir kenara bırakalım, bir çok sahne de sıkıntılı.
Örneğin, Solomon'un eski dostunun belgeleriyle gelip Solomon'u kurtardığı sahne gayet kötü. Solomon abimiz, bir kız haricinde kimseye veda etmeden (ona da tek kelime etmiyor sadece sarılıyor.) şaşkın bir suratla arabaya binip gidiyor, öylece. Bu sahne böyle mi olmalıydı ey, Steve McQueen?

Bir diğer sıkıntılı sahne, Solomon'un ailesiyle buluşma sahnesi. Yahu adam, 12 senedir ortada yok, birden çıkıp geliyor, bu nasıl bir tepkidir? Bütün aile dizilmiş put gibi bekliyor. Şaka gibi. Üstelik zaten vasat giden filmin vurucu olmasını beklediğimiz final sahnesi bu, fakat belki de filmdeki en kötü sahne. Filmi izleyenler bana hak verecektir.



İyice yaşlandı bu.


"Böyle filmler 10 yılda bir gelir" cümlesini, Brad Baba'dan duyunca fazla beklenti içine girdim ben. 12 Yıllık Esaret, iyi bir film fakat bana göre kesinlikle Oscar'ı hak edecek seviyede de değil. Dediğim gibi "boş seneye" denk gelmesinin avantajını iyi kullandı.

6 yorum :

  1. hihiii cuma günkü yazımda bu film de var :) ama ben beğendim ....sonunun öyle bitmesini ise şu şekilde yorumladım; bence Solomon evet özgürlüğüne kavuştu ama ailesine döndüğünde ne olacaktı her şey geçmişte kalmış gibi sevinç çığlıkları atacak halleri yoktu çünkü aslında davasını kaybetmişti beyazlara açtığı davada zencilerin şahitlik hakkı olmayışı sebebiyle zaten başarısız olmuştu... o yüzden sonunun bu şekilde bitmesini ben daha çok beğendim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hazel, bahsettiğin bilgi film bittikten sonra gösterilen metinde veriliyor. O dava da çok uzun yıllar sürüp sonuçlanıyor. Halbuki filmde çiftlikten kurtulduktan sonra doğruca ailesinin yanına geliyor. Ayrıca ne olursa olsun, ister kaybetsin ister kazansın, özgürlüğüne kavuşuyor yahu! Daha ne olsun. Hadi Solomon şokta diyelim, ailesinin tavrını nasıl açıklayacağız. Yani ben anlayamıyorum bu finali :D

      Sil
    2. Türk aklıyla düşünme onlar biz gibi diiil ki :) ölüm törenleri de bir tuhaf bizde feryat edelerken orada toplanıp şarkı yada ilahi artık neyse söyleyebiliyorlar :))

      Sil
  2. Geçtiğimiz ay izledim.Güzel bir film.Gerçek yaşam kesitini yansıttığı için içim daralmadı değil.
    Kendi tarihlerini irdelemeleri açısından başarılı buldum.

    YanıtlaSil
  3. Hocam yeni izledim bu filmi. Bence çok ağır eleştirmişsin. Filmi dram olarak izleyip eleştirdiğini düşünüyorum, bence birde biyografi gözüyle bakmalı...

    Duygu sömürüsü olarak yorumladığın konu bence çaresizliği en net şekliyle anlatıyor. Edwin karakteri de her ne kadar psikopat olsada en az pamuk toplayan beyaz köleye ceza vermiyor.

    Eğer kitaba sadık kalınarak gösterildiyse kesinlikle vasat değil...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Abdullah, biyografi gözüyle bakmalısın deyince gerçekten haklılık payın olduğunu düşünmeye başladım şuan. Evet gerçekten biyografi gözüyle bakarsam eleştrilerimi bir nebze azaltabilirim. Fakat duygu sömürüsü olayında aynı düşüncedeyim. Bana göre işkence sahneleri bir filmin kalitesini çok düşürüyor. Ben daha fena şeyler yapayım, milletin duygularını daha fazla sömüreyim, bunun bir sonu yok yani.

      Sil