Acun ve Toplum

acun ılıcalının toplum üstündeki etkisi
Geçenlerde Demet Evgar'ın twitter hesabının hacklenmesi ile "Acun ve programları" üzerinden yine klişe tartışma başladı. Olay güncelliğini yitirse de bu tartışma yakın zamanda bitecek gibi durmuyor.

Olaydan sonra birçok kişi yazılan tweetlere destek verdi. Birkaç köşe yazarı da bu konuda yazdı, Oray Eğin Amerika'dan yardırmaya devam etti falan...

Acun'un herhangi bir programını izlediğim, takip ettiğim yok. Anlamadığım nokta "toplumu uyandırma" görevinin nedense Acun'a devredilmesi.

Evet programlar saçma, evet aynı şeyler anlamsızca tekrar ediliyor. Fakat zaten bunlar birer show programı değil mi yahu!

Gezdim, Gördüm, Yazdım I : Yorgunluk ve Tatil Üzerine

Taşrayı her zaman sevdim. Ama benimki biraz farklı bir sevgi. Şimdi kendimi övmek gibi olacak ama söylemem gerek. Hani ben biraz "elit" işlerle uğraşıyorum ya, sanatın bir çok dalı ilgimi çekiyor, uğraşıyorum falan fiştan. Bu tarz şeylerle uğraşan bir insandan taşrayı tercih etmesini beklemeyebilirsiniz. Ama taşra bana daha gerçekçi geliyor. Bunu bu yaz yaptığım geziyle bir kez daha anladım, anlatacağım. Böylece gezi yazılarıma başlıyorum. Fakat klasik gezi yazıları olmayacak, aralarda birçok konuya dalıp çıkacağız. Ayrıca tek yazıda da bitecek gibi değil. Bir seri şeklinde birkaç yazıdan oluşacak. Başlayalım...

Yeniden Merhaba!

Evet dostlar, geldim. "Herkes işinin başına" değil mi! Okuduğum şehre döndüm ve daha önce de söylediğim gibi kaldığımız yerden devam edeceğiz. Bahsettiğim seri hikaye konusu üzerine oldukça düşündüm ama yazamadım. Sürekli yoğunlaşma isteyen konular bunlar. Dolayısıyla seri hikaye işi şimdilik rafa kalktı. Bu konuda mahcubum.

Blogun ziyaretçi sayısı bayağı düşmüş ama  az sayıda da olsa günlük mutlaka siteye giren insanların olması beni sevindirdi. Yavaş yavaş tempoyu hızlandıracağız. Yaz tatilinin başında yazdığım yazıyı tekrar okudum. Üç koca ay geçti ve daha dün gibi geliyor bana. Zaman çok hızlı geçiyor, hatta gün geçtikçe daha da hızlı geçiyor gibi. Ama size daha köyde geçirdiğim zamanları anlatacağım. Orada bu konular üzerine bol bol düşünme vaktim oldu. Çok farklı coğrafyalarda çok farklı insanlarla tanıştım. Güzel anılar, güzel tecrübeler biriktirdim. Yeni bir olayla karşılaştığımda "İşte" diyorum, "Puzzle'ın bir parçası daha tamamlandı." Yeni yerler görmek, yeni insanlar tanımak ve farklı hayatları gözlemlemek... En önemlisi de bu sanırım. Hayatı bir bütün olarak kavramak.

Blogun yeni görünümünü umarım beğenmişsinizdir. Yeniden merhaba...

Böbrek Taşı ve Samimiyet

İş yerinde çalışan elemanlardan biri, böbrek taşı nedeniyle muayene olmak için ofisten çıkarken, o departmanın müdürüyle karşılaşıyor. Müdürün ilgilendiğini göstermek için sorduğu bir iki soru ve elemanın cevabını fazla uzatmaması gerektiğini bilen beyninin, aslında anlatılacak onlarca şey arasında hızlıca özetleyip gönderdiği kelimeleri dinlerken bir yandan da jaluziyle kaplı büyük pencerenin arkasından onları izliyorum. Jaluzinin tek bir şeridi benim baktığım açıdan bu iki insanın burunlarını kapayarak, gözleri ve ağızlarını ayırıyor. Gözleri ve ağızları farklı şeyler söyleyen iki kişi…

Yaz Planı

Okulların kapanmasıyla ben de üniversiteyi okuduğum şehirden İstanbul'a döneceğim. Yaz tatili boyunca internetle, bilgisayarla pek işim olmayacak. Çalışma hayatına atıldıktan sonra sanırım internet ve bilgisayarsız "yaşamam" pek mümkün değil. Dolayısıyla önümde kalan son bir iki "yaz tatili"ni hak ettiği gibi geçirmek istiyorum.

Yakında bir daha yaz tatiline çıkamayacak olmamın hüznünü yavaştan hissetmeye başladım. Aynen çocukluğumun bitişi gibi birkaç seneye onun içinde bir yazı yazarım?!


İlk 1 ay stajım var. Daha sonra 1 ay kadar köyde ve birkaç gün de denizde olacağım. Son 1 ay da İstanbul'da bana kalıyor. Yani dostlar, tatil boyunca düzenli yazı yayınlamayacağım. Belki 2 - 3 haftada bir, belki de hiç! Tabi bu yazı yazmayacağım anlamına gelmiyor. Ben klavye yerine elime kağıt kalem alıp yaz boyu yazmaya devam edeceğim. Ama bunları okumak yaz sonu mümkün olacak :)


Derslerin verdiği zaman sıkıntısı olmadığından, bir sürü yer gezip çok daha iyi yazılar yazacağım. Üstelik bu sefer bir dolu fotoğraf da çekeceğim yazılar için.


Blogu açtığımdan beri 32 yazı yayınlamışım. Hemen hepsi içime sinen güzel yazılardı. Blogun bu ilk dönemi bence gayet iyi geçti. 4 ayda güzel insanlarla tanıştım. Blog yazmayı sevdim ve benim için de iyi bir tecrübe oldu.


Şu an yayınlamadığım bir çok yazı var. Yazın herkes bir yere kaçtığından bu yazıları da yaz sonuna bırakıyorum. Dediğim gibi arada bir iki tane yayınlayabilirim. Siz bu arada eski yazılarımı okuyabilirsiniz.


Daha önce bahsettiğim üzere bir hikaye serisi üzerine de düşüneceğim. Yazmayı planladığım konuların yanısıra, yazın gezdiğim yerler, başımdan geçenler, yazın yaşadıklarım hakkında da bir sürü yazı çıkacak. 


Yaz sonu kaldığım yerden devam edeceğim. Görüşmek üzere. Beni unutmayın.

Yavaş Şehirler


Bugün size "Yavaş Hareketi"nden bahsedecektim. Ama konunun kapsamı tek yazıya sığacak durumda değil. Aceleye gelecek bir konu da değil. Dolayısıyla bu hareketin daha spesifik bir bölümünü anlatacağım.

1986'da Roma'da ünlü İspanyol Basamakları Meydanı'nda bir fast food dükkânı açılır. Birçok kanaat önderi ve esnaf, İtalya gibi mutfağıyla gurur duyan bir ülkenin kalbinde, dünyanın her yerinde bulabileceğiniz böyle bir dükkânın açılmasına karşı çıkar. Tepkiler sonuç verir, dükkân kapanır.

Anadolu'ya Derinden Bakmak

Ağacın şekli nereye benziyor? 
Nuri Bilge'nin yeni filmini beklerken, eski filmini yazdım. Bir Zamanlar Anadolu'da, Cannes'da Jüri Büyük Ödülü'nü alan, benim en sevdiğim, Türk Sineması'nın son dönemdeki en önemli filmlerinden biri. Önceden izlediğimden bloga yazamamıştım. Bu yazı için tekrar izledim. Bol bol video var yazıda. (Youtube videoları açılmayanlar için kötü olacak :/ ) İnternette film hakkında çok fazla yazı yok. Geçenlerde bir blogger ablamız da filmi beğenmeyince film hakkında detaylıca bir yazı yazmanın gerektiğini düşündüm. Üzerinden yaklaşık 3 yıl geçti, bu yazının pek de önemi yok artık ama değerini hiçbir zaman kaybetmeyecek bir film olduğundan ben notumu düşeyim. Birkaç kişi merak edip izlerse amacına ulaşmış olur.

19 Mayıs

Orta okulda duvardaki resmine bakar, düşünmeden edemezdim. Nasıl başardın yahu? Bu işi nasıl başardın? İskoçya'da üretilen Bandırma vapuru, hayli zorlu bir yolculuktan sonra 19 Mayıs 1919'da ülke tarihinin en önemli yolculuğunu tamamlıyor. Mustafa Kemal 9.Ordu Müfettişi olarak varıyor Samsun'a. Ve ilk isyan ateşi yakılıyor daha sonra Anadolu'ya yayılmak üzere.

Nasıl Hoşgörülü Olunur?

Başlığın biraz saçma kaçtığının farkındayım. Sanki marketten bir koşu alınıp elde edilebilecek bir şey gibi durdu. Fakat özellikle bu başlığı seçtim. Zira yanıtım oldukça net. Basit olduğu kadar zor bir cevabım var. 

Hoşgörü kavramanın sınırları çok net değil. Nihilist bir yaklaşımla herkesin şiddetle tepki verdiği olaya tepki vermemek hoşgörü örneği değildir.

Anneler Günü

Anneler günü geleneği, Antik Yunanlıların Yunan mitolojisindeki pek çok tanrı ve tanrıçanın annesi olan "Rhea" onuruna verdikleri yıllık ilkbahar festivali kutlamalarıyla başlarmış. Antik Romalılar da ilkbahar festivallerini İsa'nın doğumundan 250 yıl öncesinden ana tanrıça Kibele onuruna kutluyorlarmış.
ABD'de Anna Jarvis'in kaybettiği kendi annesi için 1908 yılında başlattığı anma günü, 1914 yılında Kongrenin onayıyla Amerika çapında genişleyip, oradan da bütün Dünya'ya yayılmış. Vikipedi'nin yalancısıyım.

Mandıra Filozofu: Anti Kapitalizme Giriş 1

Geçen hafta son anda karar vererek gittik Mandıra Filozofu'na. Box office verilerine baktım, 4 haftada 670 bin kişi izlemiş. Düşük bütçeli, iddaasız bir film için iyi bir gişe. 

Kısaca konusu şöyle: 


Mustafa Ali'nin içinde yaşadığı dünya düzenine karşı koyduğu tavır, onu Muğla'nın Çökertme köyünün yakınlarında, ıssız bir kulübede yaşamaya kadar götürür. Felsefe bölümü mezunu olan Mustafa Ali burada doğayla iç içe, modern hayatın getirisi olan her şeyden uzak bir yaşam sürer ve zamanının tamamına yakınını kitap okuyarak geçirir. Çalışmaya ise kesinkes karşıdır.

3 Milyar Harften Oluşan Kullanım Kılavuzu

Aslında başka bir konuyu yayınlayacaktım ama ilk popüler bilimsi yazıma gelen yoğun talep üzerine (!) bu yazımı öne aldım. Bu sefer önce bir projeden, sonra, kendi kullanım kılavuzunu yeni yeni okumaya başlayan insanoğlu ve onun geleceğinden bahsedeceğim.

Anahtar

Akşam üstü okuldan erken döndüm eve. Bahar havası ılık, gökyüzü turuncu, güneş batmak üzere. Zile bastım açan olmadı. Paltomun ceplerini yokladım. Yok, aksilik bu ya anahtarımı da almamışım yanıma. Bizimkilere telefon açtım, dışarıdalarmış, işleri bitmiş, şimdi yürüyerek eve dönüyorlarmış. Eh, ne yapayım, kapının önünde beklemektense ben de merkeze doğru yürümeye karar verdim, ortada buluşuruz.

Kinyas ve Kayra - Hakan Günday

2000 yılında yazılmış olmasına rağmen son dönemlerde artan popülerliği ile fark ettiğim kitabı bitirmem yaklaşık 2 ay sürdü. Neden bu kadar abartıldığını düşünmeden edemiyorum zira benim için tam bir hayal kırıklığı oldu. Belki de ben fazla beklenti içerisindeydim.

500 küsur sayfalık romanın büyük çoğunluğu kendini tekrardan ibaret. Özellikle birinci kitap, kahramanlarımızın "kötü" olduklarını anlamamız için oldukça gereksiz ve boşa yazılmış sayfalardan oluşuyor. Anlamsız bir şekilde kafalarına göre hareket eden iki karakterin saçmalıklarını okuyoruz. Daha sonra bu iki karakterin yolları yine nedensiz bir şekilde bir anda ayrılıyor ve herkes kendi yoluna gidiyor. Böylece ikinci kitap "Kayra'nın Yolu" ve üçüncü kitap "Kinyas'ın Yolu"nu okuyoruz. Kayra kendi yolunda devam ederken, Kinyas değişip "iyi" bir insan oluyor.

Çekiliş Sonucu

Blogun ilk çekilişini kazanan belli oldu. Çekilişi random.org üzerinden yaptım, video çekmedim. Çekilişe katılanların listesi aşağıdaki gibiydi, çoğu şartları tam olarak yerine getirmese de tolerans gösterdim:

  1. Ebru Benson 
  2. Hakkı Karadeniz 
  3. Hazel Biçare 
  4. Çiçek Atakan 
  5. dg Su Perisi dg 
  6. Gökçe Şen 
  7. Küçük Sırlar 
  8. afacanikizler 
  9. Cumali Fırat
  10. Supercellma 
  11. Emrah Özdemir 

Blog Notları

Babamın yazılarını yayınlamak için bir blog açma fikri üzerinde konuşuyorduk. Karar verdik ve Photoshop'ta birkaç bir şey hazırlayıp tasarımını yaptıktan sonra onun blogunu açtım. Ertesi gün ise kendim için daha önce deneyip tutturamadığım blog yazma işine bir kez daha girmeye karar verdim. Ve bu sefer aradan geçen zamanın yaşattığı değişimlerle birlikte blog işi de rayına oturdu, ortalama 3 günde bir yeni bir yazı yayınlıyorum. 

Kesişen Hayatlar Durağı

Neredeyse her gün okula gitmek için beklediğim durak benim için çok keyifli bir yer. Otobüsün gelmesini beklerken bir yandan da insanları gözlemliyorum.

Karşıdan bir kadın geliyor, sonra liseden çıkıp ellerindeki tostla yürüyen birkaç öğrenci, bastonuyla yavaşça yürüyen ihtiyar bir adam... Hepimiz o durağın çatısı altında toplanıp aynı istikamete bakıyoruz. Sonra...

Medyanın Yan Etkileri İçin Tavsiyeler

Kitleleri yönlendirmede ve algı yönetiminde en büyük güç medya. Yaklaşık 1 yıldır bir internet sitesinde yazarlık yapıyorum, adını vermeyeceğim. Site kurucusunun çabalarıyla internet üzerinden tamamen gönüllü bir şekilde bir kaç kişi buluşup siteye yazılarıyla katkı sağlamaya başladı. Siteye aylık 200 - 300 kişinin girdiği günleri de çok iyi hatırlarım. Şu an aylık ortalama 50 bin kişi uğruyor ve kendi alanında ülkede 2.sırada, bu ivmeyle yakın zamanda 1.sıraya yükselecek. Bu bilgileri vermemin sebebi sitenin bu zaman döneminde nasıl bir güç haline geldiği.

Sosyal Medya Mimi

Deeptone sosyal medya mimi göndermiş. Soru şu: 


“Twitter, facebook, tumblr gibi tüm sosyal medya kapansa… Son sözlerimiz/tavrımız ne olur?” 

Sosyal medya sitelerinden en çok kullandıklarım, Twitter ve YoutubeBlogu açtığımdan beri Google+ ve Blogger da en çok kullandığım mecralardan oldu. Youtube'u daha çok eğitim amaçlı kullanıyorum. Çok iyi vblogger'lar, çok iyi kanallar var. Bayağı besleniyorum yani Youtube'dan.

Ben Bir Bulutum

Ben bir bulutum. Yeryüzündeki suların meydana getirdiği. Gökte toplandım. Zamanla büyükçe bir bulut oldum. Sonra rüzgar beni biraz batıya savurdu.

Vardığım yerde, herkes birbirine saygı duyuyordu. Zengindiler, mutluydular... Fakat sanırım sadece birbirlerine özen gösteriyorlardı. Rüzgarla birlikte güneye gidince anladım bunu.

Mim

Belgin Abla beni mimlemiş. Bir ilk oldu bu blog için. Elime fırsat geçmişken, sorular üzerinden biraz kendimden bahsedeyim.


En Sevdiğin Şarkı


En zor soru ilk başta. Daha önce müzikle ilgili şöyle bir yazı yazmıştım ve yine ilk olarak Belgin Abla'nın blogunda yayınlanmıştı. Bu yazıda genel olarak düşüncelerimi açıklamıştım. Genel olarak uzak kalmamak amacıyla bütün müzik türlerine arada göz atsam da dinleyicisi olduğum grup Rock, Caz, Blues ve Klasik Müzik. Ve tabii bu müzik tarzlarının birçok alt grubu. Arada türkü de dinlerim. Maalesef en sevdiğim tek bir şarkı yok. Birkaç sene önce, daha akıllı telefonlarımızın bellekleri artmamışken, en sevdiğim şarkılar telefona sığmıyordu açıkcası :) 

Dolayısıyla en sevdiğim demesem de farkındalık yaratmak amacıyla pek bilinmeyen bir Enstrümental Rock parçası paylaşayım. Tüm zamanların en iyi elektro gitaristlerinden biri Joe Satriani, 2007'de Türkiye'ye geldiğinde menajeri vasıtasıyla Aşık Veysel dinleyip, hayran oluyor. Daha sonra onu anmak ve bir ölçüde Batılı Rock müzisyenlerine tanıtmak amacıyla adına bir parça besteliyor. 

İşinize Yarayacak Uygulamalar

Bugün sizlere uzun zamandır oradan buradan not ettiğim ve çoğunu kullandığım birkaç farklı internet sitesi ve uygulamadan bahsedeceğim. Mutlaka işinize yarayacak olanlar olacaktır diye düşünüyorum.

Sizi En İyi Anlayan Müziktir!

Müziğin sesten farkı, dinleyende duygulara yönelik etkileşim yapmasıdır. Müzik duygu işidir. Ara sıra karşıma çıkıyor şu cümle: "Düşüncelerimiz, bildiğimiz kelimelerden ibarettir. Yalnızca bildiğimiz kelimelerin sınırları içinde düşünebiliriz." Bu bana göre tamamen yanlış bir önermedir. İnsanlığın, bildiği kelimelerden daha fazlasını düşündüğünün en büyük kanıtı sanattır.

Kalbur Üstü Bir Film, Fakat Daha Ötesi Değil

Sinema anlamında bazı seneler vardır, yıllarca konuşacağımız birçok film gelir o seneye sıkışır, örneğin "Esaretin Bedeli"nin "Forest Gump" yüzünden tek bir Oscar bile alamadığı 1994 senesi gibi. Veya 1998'de "Aşık Sheakspare" yüzünden, "Er Ryan'ı Kurtarmak" ya da "Hayat Güzeldir" gibi filmlerin En İyi Film Oscar'ını alamaması gibi. 

Bazen de öyle seneler gelir ki Oscar'a aday bile olamayacak filmlerin çekilmesi sebebiyle, vasat bir film büyük ödülü götürür. Bana göre 86. Oscar Ödülleri de böyle bir seneye denk geldi.

Breaking Bad Değerlendirmesi

65.Emmy Ödüllerinde 'En İyi Drama Dizisi' ödülünü alan, Bryan Cranston'ı ABD'nin en iyi aktörleri arasına sokan Breaking Bad'in bitişi üzerinden yaklaşık 5 ay geçti. Diziye biraz geç başladığımdan son bölümü izleyeli 1 ay kadar oldu. Blogu yeni açtım, yazacak birçok yazım vardı, gecikti bu yazı. Daha da erteleyip, unutmadan genel bir değerlendirme yazmak istedim.

Kürk Mantolu Madonna - Sabahattin Ali

Kıymeti geç anlaşılan, Türk edebiyatının en güzel aşk romanlarından biri Kürk Mantolu Madonna. Romanda belki finali hariç “atraksiyon” yok. Karşılıklı insan ilişkileri, romanın büyük çoğunluğunu oluşturuyor. Buna rağmen Sabahattin Ali okuyucuyu bir an olsun sıkmamayı başarıyor. Diyalogları nerede keseceğini, konuyu nasıl değiştireceğini çok iyi biliyor. Üstelik çok sade bir dil kullanmamasına rağmen.

Merkezinde tutkulu bir aşk olsa da, “aşk romanı” tanımlaması kitaba yapılacak en büyük haksızlık olur. Sabahattin Ali’nin insana, topluma, ilişkilerimize, davranışlarımıza, çıkarlarımıza yönelik (sosyal medyanın yeni aforizma kaynağı) o kadar haklı tespitleri var ve bu çıkarımlar roman karakterlerinin ağzından o kadar yerinde dökülüyor ki, belki de Raif ile Maria’nın tuhaf kişiliklerinin, tuhaflaştırdığı “aşklarından” çok, sizi etkileyen bu pasajlar olacak.

Kişisel Gelişim Kitapları Saçmalığı ve Gerçek Gelişim

Kişisel gelişim kitapları, tabii ki hiçbir edebi değer taşımayan ticari bir üründür. Peki bir ürünün yegane amacı nedir? Çok satmak. Fakat bazen görüyorum, tek bir kitap yerine ticari kafanın ürünü olarak konulara ayrılmış kitaplar setler haline getirilmiş. İş hayatı için 10 kitaplık bir dizi hazırlamış mesela yazarımız. Veya okulda başarınızı arttırmanız için yapılacaklar 5 kitapta toplanmış.

Haylazlıklar ve Gülücükler

Angel Boligan'ın harika karikatürlerinden biri
Çocukluğumu hatırlıyorum. Oturduğumuz sitenin az ötesinde kendi ineklerini besleyip, sütünü satarak hayatını kazanan sütçünün, bagajına yüklediği bir kaç güğüm ile sokaklardan yavaş yavaş geçtiği Toros'u bizim bloğun önünde durur, ben sokakta oynarken, onun yukarı çıkıp babaannemin getirdiği tasa sütü dolduruşunu bir yandan hayal eder, bir yandan da "Taso"larımla oynamaya devam ederdim. Güneş batarken sulanan sitenin bahçesindeki fıskiyelerin altında ıslanmayı, sonra da o ıslak bölgede yüzeye çıkan solucanları merakla didiklerken, acıyla tostop olan solucanın kıvrılışını hayretle izlerdim.

Hayatımı Değiştiren 4 Film

Ezelden beri sanat filmlerine meraklıyımdır. Yurt dışındaki sanat filmlerini takip etmek oldukça zor olduğundan bu konuda, popüler sinemamızın aksine oldukça iyi filmler çıkartan sanat sinemamızı lise çağlarımdan beri takip ediyorum. (Ayrı bir yazıda bu konuya değineceğim.) Fakat sanat filmleri "genel"den bahsetmez. Daha detaycıdır. Ayrıntı ön plandadır. Dolayısıyla anlam arayışındaki gençler için bazı kült ve tabiatıyla popüler olmuş filmler ilk başta izlenmelidir diye düşünüyorum.

Türkiye'deki Üniversitelerin Durumu Üzerine

Üniversitede okudukça  Türkiye'deki üniversitelerin eğitimi üzerine sıklıkla düşünmekten kendimi alamıyorum.Ülkemizde temel bilimlerin gördüğü rağbet ortada. (Ki bu konuya ayrı bir yazıda detaylı değineceğim.) Hukuk fakültelerinde, Tıp fakültelerinde, Mühendislik fakültelerinde, temel bilimlerde okuyan bir çok arkadaşım var. Dolayısıyla okulların durumu hakkında az çok bilgi alıyorum. Bilgisayar Mühendisliği okuduğumdan bu konuda daha keskin şeyler söyleyebilirim.

Yabancı - Albert Camus

Bana göre Yabancı, bir "sistem eleştirisi" kitabı değil. Genelde Kafka'nın Dönüşüm'üne benzetilse de bu yönüyle farklı bir kitap. Pek toplumsal sorunları yok.

Kitabın temelinde absürdizm, nihilizm gibi fikirler yatıyor. Mersault bize hayata anlam yükleme/katma çabasının boş olduğunu söylüyor.

Kurtalan Ekspres - Göğe Selam II İncelemesi

Türkiye’de Rock müziğin oluşumuna büyük katkılar sağlamış efsane bir grup Kurtalan Ekspres. 1972 yılında Barış Manço tarafından kurulan grup Murat Ses, Ahmet Güvenç, Celal Güven, Ömür Gidel ile başlamış 1978’de Bahadır Akkuzu’nun katılımıyla devam etmişti.

Sherlock 3.Sezon Değerlendirmesi

Bu yazı için daha kişisel şeyler yazmayı planlıyordum fakat aklımdan çıkmadan Sherlock hakkında notumu düşmek istiyorum.