Acun ve Toplum

acun ılıcalının toplum üstündeki etkisi
Geçenlerde Demet Evgar'ın twitter hesabının hacklenmesi ile "Acun ve programları" üzerinden yine klişe tartışma başladı. Olay güncelliğini yitirse de bu tartışma yakın zamanda bitecek gibi durmuyor.

Olaydan sonra birçok kişi yazılan tweetlere destek verdi. Birkaç köşe yazarı da bu konuda yazdı, Oray Eğin Amerika'dan yardırmaya devam etti falan...

Acun'un herhangi bir programını izlediğim, takip ettiğim yok. Anlamadığım nokta "toplumu uyandırma" görevinin nedense Acun'a devredilmesi.

Evet programlar saçma, evet aynı şeyler anlamsızca tekrar ediliyor. Fakat zaten bunlar birer show programı değil mi yahu!

Gezdim, Gördüm, Yazdım I : Yorgunluk ve Tatil Üzerine

Taşrayı her zaman sevdim. Ama benimki biraz farklı bir sevgi. Şimdi kendimi övmek gibi olacak ama söylemem gerek. Hani ben biraz "elit" işlerle uğraşıyorum ya, sanatın bir çok dalı ilgimi çekiyor, uğraşıyorum falan fiştan. Bu tarz şeylerle uğraşan bir insandan taşrayı tercih etmesini beklemeyebilirsiniz. Ama taşra bana daha gerçekçi geliyor. Bunu bu yaz yaptığım geziyle bir kez daha anladım, anlatacağım. Böylece gezi yazılarıma başlıyorum. Fakat klasik gezi yazıları olmayacak, aralarda birçok konuya dalıp çıkacağız. Ayrıca tek yazıda da bitecek gibi değil. Bir seri şeklinde birkaç yazıdan oluşacak. Başlayalım...

Yeniden Merhaba!

Evet dostlar, geldim. "Herkes işinin başına" değil mi! Okuduğum şehre döndüm ve daha önce de söylediğim gibi kaldığımız yerden devam edeceğiz. Bahsettiğim seri hikaye konusu üzerine oldukça düşündüm ama yazamadım. Sürekli yoğunlaşma isteyen konular bunlar. Dolayısıyla seri hikaye işi şimdilik rafa kalktı. Bu konuda mahcubum.

Blogun ziyaretçi sayısı bayağı düşmüş ama  az sayıda da olsa günlük mutlaka siteye giren insanların olması beni sevindirdi. Yavaş yavaş tempoyu hızlandıracağız. Yaz tatilinin başında yazdığım yazıyı tekrar okudum. Üç koca ay geçti ve daha dün gibi geliyor bana. Zaman çok hızlı geçiyor, hatta gün geçtikçe daha da hızlı geçiyor gibi. Ama size daha köyde geçirdiğim zamanları anlatacağım. Orada bu konular üzerine bol bol düşünme vaktim oldu. Çok farklı coğrafyalarda çok farklı insanlarla tanıştım. Güzel anılar, güzel tecrübeler biriktirdim. Yeni bir olayla karşılaştığımda "İşte" diyorum, "Puzzle'ın bir parçası daha tamamlandı." Yeni yerler görmek, yeni insanlar tanımak ve farklı hayatları gözlemlemek... En önemlisi de bu sanırım. Hayatı bir bütün olarak kavramak.

Blogun yeni görünümünü umarım beğenmişsinizdir. Yeniden merhaba...

Böbrek Taşı ve Samimiyet

İş yerinde çalışan elemanlardan biri, böbrek taşı nedeniyle muayene olmak için ofisten çıkarken, o departmanın müdürüyle karşılaşıyor. Müdürün ilgilendiğini göstermek için sorduğu bir iki soru ve elemanın cevabını fazla uzatmaması gerektiğini bilen beyninin, aslında anlatılacak onlarca şey arasında hızlıca özetleyip gönderdiği kelimeleri dinlerken bir yandan da jaluziyle kaplı büyük pencerenin arkasından onları izliyorum. Jaluzinin tek bir şeridi benim baktığım açıdan bu iki insanın burunlarını kapayarak, gözleri ve ağızlarını ayırıyor. Gözleri ve ağızları farklı şeyler söyleyen iki kişi…

Yaz Planı

Okulların kapanmasıyla ben de üniversiteyi okuduğum şehirden İstanbul'a döneceğim. Yaz tatili boyunca internetle, bilgisayarla pek işim olmayacak. Çalışma hayatına atıldıktan sonra sanırım internet ve bilgisayarsız "yaşamam" pek mümkün değil. Dolayısıyla önümde kalan son bir iki "yaz tatili"ni hak ettiği gibi geçirmek istiyorum.

Yakında bir daha yaz tatiline çıkamayacak olmamın hüznünü yavaştan hissetmeye başladım. Aynen çocukluğumun bitişi gibi birkaç seneye onun içinde bir yazı yazarım?!


İlk 1 ay stajım var. Daha sonra 1 ay kadar köyde ve birkaç gün de denizde olacağım. Son 1 ay da İstanbul'da bana kalıyor. Yani dostlar, tatil boyunca düzenli yazı yayınlamayacağım. Belki 2 - 3 haftada bir, belki de hiç! Tabi bu yazı yazmayacağım anlamına gelmiyor. Ben klavye yerine elime kağıt kalem alıp yaz boyu yazmaya devam edeceğim. Ama bunları okumak yaz sonu mümkün olacak :)


Derslerin verdiği zaman sıkıntısı olmadığından, bir sürü yer gezip çok daha iyi yazılar yazacağım. Üstelik bu sefer bir dolu fotoğraf da çekeceğim yazılar için.


Blogu açtığımdan beri 32 yazı yayınlamışım. Hemen hepsi içime sinen güzel yazılardı. Blogun bu ilk dönemi bence gayet iyi geçti. 4 ayda güzel insanlarla tanıştım. Blog yazmayı sevdim ve benim için de iyi bir tecrübe oldu.


Şu an yayınlamadığım bir çok yazı var. Yazın herkes bir yere kaçtığından bu yazıları da yaz sonuna bırakıyorum. Dediğim gibi arada bir iki tane yayınlayabilirim. Siz bu arada eski yazılarımı okuyabilirsiniz.


Daha önce bahsettiğim üzere bir hikaye serisi üzerine de düşüneceğim. Yazmayı planladığım konuların yanısıra, yazın gezdiğim yerler, başımdan geçenler, yazın yaşadıklarım hakkında da bir sürü yazı çıkacak. 


Yaz sonu kaldığım yerden devam edeceğim. Görüşmek üzere. Beni unutmayın.

Yavaş Şehirler


Bugün size "Yavaş Hareketi"nden bahsedecektim. Ama konunun kapsamı tek yazıya sığacak durumda değil. Aceleye gelecek bir konu da değil. Dolayısıyla bu hareketin daha spesifik bir bölümünü anlatacağım.

1986'da Roma'da ünlü İspanyol Basamakları Meydanı'nda bir fast food dükkânı açılır. Birçok kanaat önderi ve esnaf, İtalya gibi mutfağıyla gurur duyan bir ülkenin kalbinde, dünyanın her yerinde bulabileceğiniz böyle bir dükkânın açılmasına karşı çıkar. Tepkiler sonuç verir, dükkân kapanır.